AYDIN HAVA DURUMU
AYDIN
ANKETLER
Bursa Kestane Şekerlerinin Kestanelerinin Aydın'dan gittiğini biliyor muydunuz?!.



Oy ver

Diğer Anketleri Gör
AYDINDA TARIM, TURİZM VE SANAYİ BİR ARADA BULUNUR

AYDIN İLİNDE TARIM

           Aydın, tarım, turizm ve sanayinin bir arada bulunduğu, Türkiye’nin en gelişmiş bölgelerinden olan Ege’de bulunmakta ve Ülkemizin kalkınmasında, rekabetçi dünya ekonomisi içindeki yerini almasında önemli bir işleve ve potansiyele sahiptir. Ünlü tarihçi Heredot’un deyimiyle “Bizim yeryüzünde bildiğimiz en güzel gökyüzünün altı ve güzel ikliminin bulunduğu yer” olarak nitelendirdiği Aydın, Eti, Lidya, Frigya, Pers, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlılılar uygarlığına beşik oluşturmuştur.

        Aydın’da başlıca ekonomik faaliyet tarımdır. İl nüfusunun % 30’a yaklaşan bölümü tarım kesiminde çalışmakta ve il gelirinin % 35’ ine yakın bir bölümü tarım kesiminden oluşmaktadır. İldeki var olan sanayinin de büyük bir bölümü tarıma dayalıdır ve ticarette de tarımsal ürünlerin pazarlaması egemendir. Büyük Menderes Nehri’nin suladığı alüvyonlu topraklar tarıma çok elverişlidir. Sulama potansiyeli olarak gerek yer üstü ve gerekse yer altı su olanakları ile bu topraklarda hemen hemen her türlü ürünü yetiştirmek mümkündür.

        Aydın’da polikültür tarımın yaygınlaşmasında su ve toprak yapısı yanında ılıman Akdeniz ikliminin etkisi büyüktür. İlimizde en çok yetiştirilen ürünler; İncir, zeytin, pamuk, kestane, narenciye, mısır, tütün ve hemen hemen her türlü sebzedir. İncir üretiminde Türkiye ve Dünyada birinci, kestanede Türkiye’de birinci, pamukta Urfa’dan sonra ikinci ve zeytin ağaç varlığı yönünden de ilk sırayı almaktadır.

        Küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin yanı sıra büyük tarım işletmelerinin bulunduğu ilimizde, 1950’lerden sonra pamuk ekiminin ve makineleşmenin yaygınlaşması ile eskiden beri var olan tarım işçisi kullanımı artmıştır. Özellikle pamuk hasat döneminde mevsimlik iş gücü ihtiyacı dolayısıyla iş göçü çok olmuştur. Ancak, son yıllarda girdi maliyetlerin çok artmasına karşılık fiyatlar genel seviyesinde aynı oranda bir artışın gerçekleşmemesi sonucu pamuk ekilişleri azalmış, makineli hasatın da yaygınlaşması neticesi iş göçü kalmamıştır. Türkiye genelinde gözlenen tarımın , sanayi ve ticaret karşısında önemini yitirmesi İlimizde de görülmektedir.Tarımın İl gayrisafi hasılası içindeki payı % 30’ lara kadar gerilemiştir.

        İlimizin toprak kaynakları; Büyük Menderes Nehri’nin suladığı bereketli ovalar üzerinde 8007 km2 alanda kurulu olan ilimiz, sahip olduğu toprak ve su kaynaklarının zenginliği ve Akdeniz ikliminin avantajıyla her türlü bitkisel üretim yapmaya elverişlidir. İl topraklarının % 49,3’ü olan 395.494 hektar alanda tarımsal üretim yapılmaktadır. Geriye kalan arazilerin 298.000 hektarı orman, 47.466 hektarı çayır-mera, 14.271 hektarı göl ve bataklık ve 45.469 hektar tarım dışı arazilerdir.

        İl’in sulanabilir nitelikteki 252.486 hektar alanın % 68’ lik kısmı olan 173.173 hektarında sulu tarım yapılmaktadır. En çok katma değer yaratan ürünler pamuk, zeytin, incir ve kestanedir. Aydın İli’nin sahip olduğu tarım arazisi içerisinde 222 bin hektar ile alan ile zeytin ve meyvelikler en geniş alanı kaplar. Pamuk girdi maliyetlerinin aşırı yükselmesi ve satış fiyatlarının bunu karşılamaması sonucu sanayi bitkileri ekilişleri 109 bin hektardan 62 bin hektarlara gerilemiş, hububat ekim alanlarında özellikle mısır ekim alanlarında kayda değer bir artış görülmüş ve 75 bin hektarlara kadar çıkmıştır. Sebze ekim alanları ise 15 bin hektar civarlarındadır.

AYDIN İLİ ARAZİ VARLIĞI


KÜLTÜR ARAZİLERİNİN KULLANIMI


İŞLETME BÜYÜKLÜKLERİ


BİTKİSEL ÜRETİM

Mukayeseli üstünlüğe sahip olduğumuz pamukta dışa bağımlılıktan kurtulmak için, hak ettiği değerin ve desteğin verilmesi gerekir.

Pamuk 50 çeşit sanayi kolunun hammaddesini oluşturan en önemli ihraç ürünlerimizden biridir. Türk tekstil sanayi, sağladığı katma değer, emek yoğun işgücü olması ve yarattığı istihdam hacmi ile vazgeçilmez bir sektördür. Ülkemizin lokomotif sektörü konumunda olan tekstil sanayimizin stratejik hammaddesini oluşturmaktadır. Pamuk ayrıca bir yağ bitkisi olup tohumu gıda sanayinde bitkisel yağ üretiminde kullanılmakta, arta kalan küspesi ise proteini yüksek bir hayvan yemi olarak kullanılmaktadır.

Pamuk sahip olduğu bu özellikleriyle Ülkemizin stratejik bir ürün olup, uluslar arası ticarette de önemli bir yer almaktadır.

İlimiz pamuk üretimi bakımından elverişli ekolojik şartlara sahip olup yıllara göre değişmekle beraber 2004 üretim yılına kadar ülke üretiminin % 30-32’sini karşılamakta idi. Ancak, son yıllarda üretim aşamasındaki girdi fiyatlarının çok yükselmesi, dolayısıyla üretim maliyetlerinin artması, buna karşılık fiyatlar genel seviyesinde aynı oranda bir artışın gerçekleşmemesi sonucu olarak, üretici devamlı zarar eder hale gelmiş ve özellikle 2003 yılından itibaren ekim alanlarında ciddi miktarda daralmalar ortaya çıkmıştır.

AYDIN İLİNDE
YILLARA GÖRE PAMUK EKİM ALANI VE RETİM MİKTARLARI



Tablodan da anlaşılacağı üzere, pamuk ekim alanları 2003 yılından itibaren birim alandan alınan ürün miktarı artmasına karşılık ekim alanları daralmıştır.

Ülkemizin bir numaralı kurulu sektörü tekstil her yıl tüketmek üzere yaklaşık 1.400.000 ton pamuk ihtiyaç duymaktadır. Bu sektöre hammadde sağlayan üretici sektörle beraber 3,5-4, milyon istihdam sağlayarak yaklaşık 12 milyon nüfusa bakmaktadır. Hal böyle iken, pamuk üretimimiz desteklemelere rağmen 2001-2009 yılları arasında 950.000 tondan 380.000 tonlara gerilemiştir. Yine ülkemiz, her yıl yaklaşık 850-900 bin ton pamuk ithal etmek zorunda kalarak 1,5 milyar dolar diğer pamuk üreticisi ülkelerini ürünlerini satın almıştır. 2010 yılında ise pamuk fiyatlarında yaşanan % 110’luk fiyat artışı ile ithalat bedeli 2,5 milyar dolarlara ulaşmış ve ülkemizin cari açık vermesine neden olmuştur.

Dünya pamuk stoklarının erimesi ile artan fiyatların 3-4 yıl devam edeceği umuduyla, üreticiler 2011 üretim döneminde pamuk ekimine yönelmiş ancak, iç piyasada fiyatlar, dış piyasanın % 25 altında kalmıştır. Bu durum, 2011 pamuk sezonunun başladığı Eylül ayından bu güne kadar sürmüştür. Her hangi bir müdahale mekanizmasının bulunmaması nedeniyle, pamuk üreticisi ve çırçırcılar mallarını hem pazarlamakta zorluk çekmişler ve hem de çok ucuza satmak zorunda kalmışlardır.

Yurt dışında kg değeri 4,20 Tl olan muadil pamukların İzmir Ticaret Borsasında fiyatı 3,40 TL’den işlem görmüştür. İthal pamuğa yüksek fiyat vermekten çekinmeyen iplikçi, yerli pamuğa aynı ihtimamı göstermemiştir. Ülkemizde yıllardır uygulanan liberal politikalar sonucu, iplikçilerin yaptığı aşırı ithalat iç piyasa dengelerini bozmuş, yurt dışından pahalıya mal ettikleri ithal pamuğun acısını yerli üreticilerden ve çırçırcılardan çıkararak maliyetlerin % 30 altında satımına neden olmuşlardır.

TÜİK rakamlarına göre 2011 yılında 980 bin ton lif pamuk üretimi beklenen Türkiye’de, iplikçilerin ihtiyacı 1.350 Ton’dur. Oysa, iplikçilerin aradaki 370 bin Tonluk farkın çok üzerinde ithalat yaptıkları bilinmektedir.

İç piyasada oluşan fiyatların dış piyasa fiyatları seviyesine gelebilmesi için pamuk ithalatına sınırlama getirilmesi kaçınılmaz olmuştur. Aksi takdirde, üretici aleyhine oluşan fiyat farkı önümüzdeki yıllarda pamuk üretiminin düşmesine neden olacaktır.

Ülkemiz çiftçisi pamuk üretimini sürdürmekte güçlük çekerken, Türkiye’de pamuğa verilen destekler zamanında verilememiş, verilen destekler de düşük seviyelerde kalarak , ithalatımızın % 80’nini karşıladığımız ABD ve Yunanistan çiftçileriyle eşit koşullarda rekabet edebilme şansımız kalmamıştır. Çünkü, AB üyesi olan Yunanistan AB kuruluş anlaşmaları çerçevesinde pamuk destekleme sistemi ile; pamuk üretiminin desteklenmesi, üretici gelirinin iyileştirilmesi, pamuk arzı ve piyasalarında istikrarın sağlanması hedeflenmiş, üreticilerin dünya fiyat dalgalanmalarından korunması için, çırçır işletmeleri marifetiyle Önceden Belirlenen Hedef Fiyat, Minimum Fiyat ve Yardım Mekanizması ile pamuk sektörü desteklenmiştir.

Kalite ve kantite olarak mukayeseli bir üstünlüğe sahip olduğumuz pamukta talep hızla artarken, üretimde bu artışa paralel bir gelişme sağlanamamıştır. Bugün Türkiye’nin pamuk ihtiyacının yarısından fazlası ithalat ile karşılanmaktadır.

Ülkemizde gelişen tekstil ve konfeksiyon sektörüne paralel olarak tüketimin hızla artması, yerli üretimin artırılmasını zorunlu kılmıştır. Bu potansiyel ülkemizde mevcuttur. İhracat kalemimizin büyük bir bölümünü oluşturan, stratejik ürünümüz pamukta üretimin yönlendirilmesi, üreticilerin gelir seviyelerinin korunması, tarımsal üretimde sürekliliğin sağlanması, sanayici ve ihracatçıya dünya fiyatlarından mal temini ve rekabet şansı kazandırılması, sağlıklı bir piyasa oluşumu, spekülatif hareketlerin önlenebilmesi, kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınması hükümet politikası haline getirilmelidir.

Pamuk üretiminin sürdürülebilirliği bakımından :


Bölgesel iklim farklılıkları, işgücü arz ve talep koşulları gibi pamuk maliyetlerini etkileyen faktörlerin sebep olduğu maliyet değişiklikleri nedeniyle; Pamuk üretimi yapan bölgelerdeki Üniversitelerin, Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi bölümü, Pamuk Araştırma Enstitüsü, Tariş AR-GE, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Ziraat Odaları, gerekmesi halinde Sanayici ve İhracatçı temsilcilerin de yer alacağı bir Kurul oluşturularak, bu Kurul marifetiyle ortak bir maliyet hesabı çıkarılmalı ve Tarım Kanunu’nda yerini alan, Ortalama Maliyet + Öngörülen Kâr Payı’ndan oluşan bir Hedef Fiyat belirlenmeli ve Satış Fiyatı ile Hedef Fiyat arasındaki gerçekleşen negatif kısım üreticiye Fark Fiyatı olarak ödenmelidir.

Pamuk ekim alanlarının daralmasını ancak bu şekilde önlemek mümkün olacaktır. Aksi takdirde, yüksek girdi maliyetleri nedeniyle her geçen yıl ekimi azalan bu ürünü çok büyük miktarlarda döviz ödeyerek ithalat etme zorunluluğu kaçınılmaz olacaktır.

Emek yoğun işgücü ve 6 milyon kişinin geçim kaynağı olan pamuğa hak ettiği değer verilmelidir. Türkiye ihtiyacı olan pamuğu kendi üretmelidir. Bu potansiyel de mevcuttur. Bunun için gelişmiş ve gelişmekte olan bütün ülkelerde olduğu gibi Ülkemiz tarımı da yeterince desteklenmesi gerekmektedir. Ülkemiz çiftçisinin rekabet gücünün yükseltilmesi ancak eşit koşulların sağlaması ile mümkün olacaktır. Bunun için, pamukta belirli bir politika oluşturulmalı ve çiftçinin mağduriyetinin giderilerek, pamuk üretme isteği ve kararlılığına kulak verilmelidir.

ZEYTİN

İlimizin pamuktan sonra ikinci ekonomik gelir kaynağı zeytindir. Aydın’da 21 milyon meyve verir yaşta zeytin ağacı mevcuttur. İklim şartlarına da bağlı olarak, zeytin ağacı periyodisite göstermektedir. Yani bir yıl mahsul verir bir yıl boş geçer. Tutum yıllarında 480- 500 bin ton dane zeytin istihsal edilmektedir.

İlimiz coğrafi konumunun sahip kıldığı iklim ve toprak özelliği nedeniyle, zeytincilik bakımından geniş bir potansiyele sahiptir. Eğer, var olan potansiyelimizi 1939 yıllarındaki ruh ve heyecanla uyguladığımız 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı Kanunu ile desteklersek, gerekli tedbirlerle hedeflemiş olduğumuz ağaç varlığı ve üretimimizi Türkiye’nin ilerisinde bulunan İspanya, İtalya, Yunanistan ve çölü daraltmış olan Tunus’un zeytincilikte erişmiş oldukları düzeyin üstüne çıkılması hayal olmayacaktır. Dağı-taşı zeytinciliğe müsait ve orijinine sahip olan ülkemizin bu geniş imkanlarına rağmen her yıl 600-700 bin ton likit yağ ithalatçısı bir ülke olması düşündürücüdür.

İlimiz ve Ülkemiz zeytinciliğinin gelişmesine ivme kazandırmak için;

a-) Zeytinliklerin korunması, ihyası, ıslah çalışmaları ile erozif tesirlere açık zeytinliklerde toprak-su muhafaza tedbirleri, uzun vadeli kredilerle projeye dayalı olarak desteklenmeli,
b-) İlimizde ve tüm Ege Bölgesi zeytinliklerinde görülen verticillium=solgunluk hastalığına karşı, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca hazırlanacak eğitim programlarıyla çiftçiler uyarılmalı,
c-) Zeytinlik bölgelerinde belediyelerce hazırlanmakta olan imar planları mutlaka Zeytincilik Kanunu’ndaki kısıtlamalar dikkate alınarak bilim kuruluşlarınca hazırlanacak ÇED raporlarına dayandırılmalıdır.
d-) Zeytinyağı üreticisi istikrarlı ve yeterli bir pirim sistemi ile desteklenmeli ve bu yasal prosedüre bağlanmalıdır.
e-) İhracat kaydıyla, dahilde işleme rejimi adı altında değerlendirmeye dönük ithalat taleplerine karşı duyarlı ve dikkatli olunmalıdır.
f-) AB’nin zeytinyağında uyguladığı çok yönlü korumacı sistemi incelenerek, Ülkemizin ihracata yönelik kredi ve teşvikler etkin bir biçimde uygulamaya konulmalı, ihracatçılarımız desteklenmelidir.

2010 YILI MEYVELİK ALANLAR VE ÜRETİMİ (AYDIN-MERKEZ)


İNCİR 

1-) Türkiye için incir stratejik öneme sahip bir ürün. Yıllara göre incir üretimiz:

Dünya kuru incir üretiminde % 55’lik payla birinci sırada yer alan ülkemizde en kaliteli incir Büyük Menderes ve Küçük Menderes Vadileri arasında özellikle Aydın’da yetiştirilmektedir. Ülkemizde ise, toplam incir üretiminin % 50’ sinin üzerinde bir miktarla ilk sırada bulunmaktadır.

Kuru incir ilimiz için stratejik bir öneme sahip karakteristik bir üründür ve İlimizle özdeşleşmiştir. En yayın çeşidimiz Sarılop çeşididir ve bunun % 20’sine yakını taze olarak değerlendirilmekte geri kalanı kuru incir olarak değerlendirilmektedir.

Yıllara Göre İncir Üretim Miktarımız

2-) İncir üretiminde yaşanan En büyük sorun
İncirde en büyük sorun aflotoksindir. Aflotoksin birçok gıda maddesinde olduğu gibi incirde de oluşmakta, tüketim aşamasında insan sağlığı ve dış satım açısından sorun yaratmaktadır. Aflotoksin oluşumunun engellenmesi için; zamanında ve tekniğine uygun bir şekilde budanması, temiz ilek kullanılması, hasat döneminde yere düşen meyvelerin sık sık toplanması, kurutmanın tahta kerevetler üzerinde yapılması yönünde üreticilerin muhakkak eğitilmesi gerekmektedir.

Pazarlama sorunlarının giderilebilmesi açısından üreticilerin örgütlenmeleri, ürünün serbest piyasada fiyatının oluşabilmesi için çok fazla alıcı ve satıcının bir arada bulunması gerekmektedir.

Dış satıma konu olan ve bilinen nefaseti ile sadece Büyük Menderes ve Küçük Menderes Vadilerinde lokalize olmuş standart bir çeşit olan incirin rakipsiz üreticisi olmamıza rağmen, bu ürünümüz bu zamana kadar önemli hiçbir destek ve teşvik görmemiştir. İhracatta yaşanan, Kuru incir üretiminin iklim koşullarıyla yakından ilişkisi olduğu halde, her yıl Ege İhracatçı Birliklerince belirlenen Gümrük Beyannamelerinin ilk kayda alınış tarihi, diğer bir deyimle “İlk Gemi” olarak tabir edilen ilk yükleme tarihinin geç açıklanması kuru incir sektöründe bir çok olumsuz sonuçları beraberinde getirmektedir;

a-) Kuru İncir rekoltesinin yüksek olduğu dönemlerde,
İlk Yükleme Tarihi’nin geç açıklanması nedeniyle sezon başında tüccar ve ihracatçının ürün alımlarında isteksiz davranması, ürün piyasa fiyatları ve dış piyasada belirsizlik yaşanmasına neden olmaktadır.

b-) Bu belirsizlikten etkilenen alıcı ülkelerin siparişleri geciktiği gibi, bir çok müşteri ürünün erken olgunlaştığının bilinmesine rağmen ilk yükleme tarihinin geç açıklanmasının nedenlerini anlayamadıklarını ifade etmektedirler.

c-) Uzak Doğu ülkelerine sevkiyatın en az 1 ay sürmesi nedeniyle, yeni sezon ürününü pazara ulaşması oldukça uzun bir zaman almakta, Ramazan Ayı’nın her geçen yıl daha önce gelmesi nedeniyle de Ramazanda kuru incir tüketiminin yoğun olduğu Müslüman ülkelerin kuru incir talebinin yeni sezon ürününden karşılanması mümkün olmamaktadır.

d-) Dünya Kuru incir ihracatında ülkemizden sonra yer alan İran ve Yunanistan gibi ülkeler, geç açıklanan ihracat tarihi nedeniyle piyasada rakipsiz kaldıklarından, Türk incirinden daha düşük kalitedeki ürünlerini uygun fiyatlarla satmakta pazar rantını toplamaktadırlar.

e-) Dış alıcıların Türk kuru inciri dışında alternatif olabilecek diğer ürünlere yönlenmesine neden olmaktadır. (Kuru kayısı, kuru erik, hurma, kurutulmuş elma vb.)

f-) Kötü niyetli bir takım ihracatçının yasal olmayan yollardan, ilk yükleme tarihinden önce ürün göndermesine neden olunmakta, tamamen denetimsiz olarak dış piyasalara giriş yapan bu tip ürünler yüzünden, kaliteli Türk kuru inciri imajı zarar görerek, piyasada haksız rekabete uğramaktadır.

g-) Büyük bir kısmı Noel’den önce tüketilen incin ilk yükleme tarihinin geç açıklanması, tüketim süresindeki daralmaya bağlı olarak sezon başında siparişlerin yığılmasına neden olmakta, ilk gemi için gelen yoğun siparişler işletmelerin çalışma koşullarını da zorlaştırmaktadır.

h-) Yükleme tarihinin geç açıklanması; Ürünün sağlıksız ve hijyenik olmayan şartlardaki üretici depolarında uzun süre kalmasına neden olmakta, yapısı nedeniyle uzun süre saklanamayan ve çeşitli zararlılara karşı mutlaka fümige edilmesi gereken kuru incirin kalitesinin bozulmasına neden olmaktadır.

ı-) Kuru İncir piyasasındaki belirsizlik ve oluşan fiyat istikrarsızlığının ihracatçılar arasında yarattığı olumsuz rekabeti, alıcı ülkelerin kendi lehlerine kullanmaları nedeni ile ihraç fiyatlarının düşmesi sonucu ülkeye giren Döviz miktarında azalma olmaktadır.

3-) İncirde fiyatı belirleyen faktörler:
Özellikle ihracata konu olan İncirde fiyat, yukarıda da belirtildiği üzere, her yıl Ege İhracatçılar Birliği’nde tüm incir ihracatçılarının katılımıyla gerçekleşen Genel Kurul toplantısında, Gümrük Beyannamelerinin ilk kayda alınış tarihi yani İlk Gemi olarak tabir edilen ilk yükleme tarihi belirlenerek Dış Ticaret Müsteşarlığı onayına sunulmaktadır. İncir üreticileri Ağustos ve Eylül ayının ilk haftalarına kadar hazırlamış oldukları ürünü için alıcı beklemekte ancak, ilk yükleme tarihinin geç açıklanması nedeniyle ihracatçılar piyasaya girmekte acele etmemekte bu da, incir elimde kalacak korkusu yaşayan üreticinin, çeşitli bankalara olan borçları yüzünden düşük fiyatta satmasına sebebiyet vermektedir.

Bölgemizde büyük bir güç olan ve yıllarca iç piyasa fiyatlarını regüle görevi üstlenen TARİŞ’in fiyat belirlemede rekabetçi firmalar gibi davranmaması, ürün fiyatlarını geç ödemesi gibi nedenlerden dolayı eski işlevini kaybetmesi, Devletin müdahale alımlarında bulunmaması, üreticileri ihracatçı firmaların inisiyatifiyle karşı karşıya bırakmıştır.

2007 ve 2008 yıllarında yaşanan kuraklığın incir kalite ve kantitesinde oluşturduğu olumsuz etkiler, 2009 yılında kuru incirin üretim döneminde yaşanan yağışlar nedeniyle büyük ölçüde kaliteli incir istihsali mümkün olmamış, yağmur yemeden istihsal olunan incirler fiyat olarak iyi değerlendirilirken, yağmurdan bozulan incirler çok düşük fiyatlarla değerlendirilmiştir.

İncir fiyatları, beklenen rekolte oranlarına, kilodaki incir adedine (rüfuz) ve kalitesine bağlı olarak iniş çıkışlar göstermektedir. 2010 üretim yılında ise havaların çok nemli gitmiş olması nedeniyle incir kalitesini etkilemiş ve dolayısıyla piyasa fiyatlarını etkilemiştir. Bugün için incir toptan fiyatları 2,00-3,00 Tl arasındadır.

4-) incir ihracatı:
İçinde bulunduğumuz üretim yılında, yukarıda da ifade edildiği gibi, havaların çok rutubetli gitmesi nedeniyle incir kalitesini etkilemiş olması dolayısıyla, miktar ve fiyat açısından ihracatta sıkıntı yaşanması kaçınılmazdır. Oysa ülkemiz, 2007 ve 2008 yıllarında yaşanan aşırı kuraklığın, 2009 yılındaki yağışlar ve bu yıl yaşanan olumsuz hava şartlarının yarattığı kalite sorununa rağmen, dünyanın en kaliteli kuru incirini üretmektedir.

5-) İncir üreticisine ve işleyicisine destekleme verilmesi gerekir.
İncir İlimizle özdeşleşmiş, stratejik bir ürün olmasına rağmen bu güne kadar ne üreticisine ne de işleyicisine bir destekleme söz konusu olmamıştır. Hükümetin 2 yıldır uyguladığı; Türkiye Tarım Havzaları Üretim ve Destekleme Modelinde, Kıyı Ege Havzasında yer alan ürünler içerisinde de maalesef incir yerini almamıştır. Modelin amacı, uygun tarımsal ürünü, doğru yerde, verimli ve yeterli miktarda yetiştirmek için desteklemek olmasına ve hedeflerin, desteklerin rasyonel dağılımını sağlamak ve çiftçi refahını artırmak, Tarım ve sanayi entegrasyonunu gerçekleştirmek, Arz açığı olan ürünlerde üretim artışı sağlamak, Doğal kaynakların korunması ve sürdürülebilir kullanımını sağlamak ve Sağlıklı bir tarım envanteri hazırlamak olmasına rağmen incir hak ettiği değeri bulamamıştır.

6-) Bir an önce Ulusal İncir Konseyi kurulması gerekir.
Ulusal İncir Konseyinin kurulması çalışmalarımız halen devam etmektedir. Bu amaçla Ulusal İncir Konseyi Kuruluş ve Çalışma Esasları Hakkında Yönetmelik Taslağı hazırlanmış, Taslak hakkında, sektörde yer alan Tarım Gurubundan, Ticaret Gurubundan, Sanayici gurubundan, Araştırma ve Meslek kuruluşlarından görüş alınmış, değiştirilmesi ya da ilave edilmesi gereken hususlar tek tek belirlenerek yeniden Yönetmelik hazırlanmaya başlanmıştır.

KESTANE

Dünya kestane üretiminin % 14’ünü karşılayan ülkemizde üretim 65-70 bin ton civarlarındadır. İlimizde yetiştirilen kestane miktarı ise yıllara göre değişiklik göstermekte ve 13-18 bin ton arasında olmaktadır. İlimizde üretilen kestanenin yaklaşık 1.500 tonu ihraç edilmektedir. İlimizde kestane yetiştiriciliği ekolojik şartların elverişliliğine rağmen dağlık bölgelerde ve yaylalarda, özellikle kuzeye bakan yamaçlarda yaygındır. Üretim genellikle dağınık ağaçlardan elde edilmektedir. Nazilli, Köşk ve Sultanhisar ilçelerinde az da olsa kapama bahçe tesisleri mevcuttur. Aydın Türkiye kestane üretiminin % 30’ nu karşılamaktadır. Üretimde yıllara göre dalgalanmalar yaşanmakta buna da kestane kanseri, iç kurdu ve kuraklık etki etmektedir.

İLİMİZDE KESTANE ÜRETİMİ


Hastalık ve zararlılarla mücadelenin yanında, üreticinin eğitim çalışmalarına önem verilmesi, yabani kestane ağaçlarının iyi özellikleri olan yerel çeşitlerle aşılanması, tekniğe uygun budanması, yeni üretim alanlarında kestane dikimlerine programlı bir şekilde devam edilmesi gerekmektedir.

YILLARA GÖRE, ÜLKEMİZ VE İLİMİZ KESTANE ÜRETİMİ

Kaynak: ADÜ Haber
Üretim alanlarında ve üretimde yıldan yıla bir değişiklik meydana gelse de Aydın üretimde ilk sırayı almaya devam etmiştir. İlimizde 6.446 hektar alandan elde edilen 19.052 tonluk kestane üretiminin % 83,12 si Nazilli, Sultanhisar ve Köşk ilçelerinden elde edilmektedir. Kaplama kestane bahçelerini bu illerde görmek mümkündür.

Ülkemiz Kestane Üretim Alanı bakımından ilk sıralardadır. Dünyada başlıca kestane üreticisi ülkeler ile üretim alanı ve miktarlar dikkate alındığında; Çin, Kore, Türkiye, İtalya, Bolivya, Portekiz ve Japonya’nın en önemli üretici ülkelerdir.
“Aydın Kestanesi” Coğrafi İşaret Tescili aldı. Adnan Menderes Üniversitesi Ziraat Fakültesi, kestane ile ilgili olarak ıslah, çoğaltma, bitki koruma gibi birçok bilimsel çalışmanın yanında “Aydın Kestanesi “ coğrafi işaret tescilinin alınması sürecine de katılmıştır. Aydın’da yetiştirilen kestane çeşitlerinin yöresel olduğunu, ülkemizin başka bir yöresinde yetiştiriciliği yapılmadığı anlamına gelen “Aydın Kestanesi” coğrafi işaret alınmasında ADÜ Ziraat Fakültesi tarafından yürütülen “ Aydın İli Nazilli İlçesi Kestanelerinin Seleksiyon Yolu ile Islahı Üzerinde Araştırmalar” isimli TÜBİTAK projesinin sonuçlarının etkisi olmuştur.

“Aydın Kestanesi “ Aydın Ekonomisine Canlılık Getirecektir. Menşe adı olarak Aydın Kestanesine Coğrafi işaret tescili alınması; öncelikle bölgemiz için ve biyolojik çeşitliliğin korunması açısından oldukça önemlidir.Aydın bölgesinin iklim ve toprak özellikleri itibariyle bu bölgede yetiştirilen kestane meyvesi, sahip olduğu özellikler nedeniyle benzerlerinden ayrılarak, gerek hammadde alım-satımı yapan ve işleyen firmalar, gerekse tüketiciler tarafından ayrı bir talep görmesi ve bu talep doğrultusunda bu ürüne benzerlerinden daha fazla ücret ödeniyor olması nedenleriyle coğrafi işaret olarak korunmasında büyük fayda vardır.

SEBZECİLİK

Aydın ilinde ağırlıklı olarak meyvesi yenen sebzelerin ( Domates, Karpuz, Biber, Patlıcan, Hıyar, Kavun) % 68 oranında ekimi yapılmaktadır. Bunu % 12,2 oranıyla Fasulye, Bezelye, Bakla vb. Baklagil sebzeleri, % 11,8 oranında Yaprağı yenen sebzeler ( Ispanak, Pırasa, Marul, Lahana vb) , % 4 oranında Soğansı, Yumru ve Kök sebzeleri ( Soğan, Kereviz, Sarımsak, vb.), % 4 oranında ise Çiçek ve Tablası Yenen Sebzeler (Karnabahar, Enginar) oluşturmaktadır.


AYDIN İLİ 2010 YILI ÖRTÜ ALTI SERA VARLIĞI


ÖRTÜ ALTI (PLASTİK SERA)                 ÖRTÜ ALTI (YÜKSEK TÜNEL)


ÖRTÜ ALTI (ALÇAK TÜNEL)                         ÖRTÜ ALTI (CAM SERA)


HAYVANCILIK

Son yıllarda hayvancılık politikalarının olmayışı ile birlikte oluşan fiili durum hayvansal ürün fiyatlarının yıldan yıla, hatta yıl içerisinde değişimine yol açmış ve istikrarsız fiyat oluşumu süregelmiştir. Bu süreçte, süt fiyatları ile temel girdi olan yem fiyatları arasında süt fiyatları aleyhine değişim göstermiştir. Et/yem paritesi de buna paralellik göstermiş genç yaşta erkek danaların yanında, damızlık vasıflı birçok düve kasaplığa sevk edilmiş ve bunun sonucu olarak ülkemiz hayvan varlığında ciddi azalmalar meydana gelmiştir.


Ülkemiz et ve süt ihtiyacını karşılamada yakın zamanda sıkıntıya düşeceği, özellikle kırmızı ette 2013 yılından itibaren dışa bağımlı kalınacağı ifade edilmektedir. Bu nedenle; Kültür hayvanı varlığının artırılması ve üretimin iyileştirilmesi bakımından hayvancılığa verilecek desteklerin cazip hale getirilmesi gerekir.

Türkiye’de et üretimi, süt fiyatlarındaki istikrara bağlı olarak gelişmiş ve büyükbaş hayvan yetiştiriciliğinin gelişmesinde de en önemli unsuru yine, süt fiyatlarının yeterliliği ve istikrarı oluşturmuştur.

AB uyum sürecinde hayvancılık politikamızın oluşturulmasında AB Ortak Tarım Politikaları yanında DTÖ sürecini de birlikte değerlendirmemiz gerekir. Bu iki temel faktörle birlikte ülkemizdeki hayvansal üretimin geldiği noktanın iyi belirlenmesi önem kazanmaktadır. Üretime yönelik değerlendirmelerin ötesinde ise AB uyum sürecinde en önemli sorun olarak Hayvan Sağlığı ve Gıda Güvenliği ile ilgili sorunlar olacaktır.


AYDIN ZİRAAT ODASI

   AYZO - Aydın Ziraat Odası 2011 © Kaynak gösterilerek sitemizdeki verilerden yararlanılabilir.
 

Bu web sitesi bir AKS-BİM Ltd. Şti. ürünüdür. Model A6W. 2012 . www.aksbim.com.tr